İnceleme: I Moved to Los Angeles to Work in Animation (2018)

Aynı zamanda bir yönetmen olan Amerikalı sanatçı Natalie Nourigat’ın 'I Moved to Los Angeles to Work in Animation' adlı eseri, adından da anlaşılacağı üzere, genç bir kadının hem hayallerine ulaşmak için hayatını değiştirme hikayesi hem de onunla aynı kariyeri planlayan insanlara mükemmel bir rehber niteliğinde. Nourigat’ın bu otobiyografik anlatılar

içeren kariyer rehberi, animasyon veya çizim üzerine bir kariyer düşünmeseniz bile

esprili anlatımı ve tatlı çizimleriyle okuyucuyu kendine çekiyor. Onunla beraber taşınıyormuşsunuz, Los Angeles’ın zorluklarıyla yüzleşiyormuşsunuz gibi hissettiriyor.



Aslında Natalie’nin hikayesi Los Angeles’a taşınmasıyla değil, geçici bir süre için orada

yaşayan arkadaşının yanına gitmesiyle başlıyor. Arkadaşının arka bahçesinde kahvesini

yudumlarken, sevimli kedisini okşadığı sırada, bu şekilde yaşayabileceğine karar veriyor ve böylece büyük adımlardan ilkini atıyor.


Ailesine ve arkadaşlarına yakın olduğu Portland, Oregon’dan ‘freelance’ işini bıraktıktan ve araba aldıktan sonra Los Angeles’a taşınmak için yola koyuluyor. Yolculuğu böyle başlıyor fakat baştan sona lineer devam eden bir hikaye söz konusu değil, zaman zaman farklı anlarda tecrübe ettiği olayları da yaşıyoruz. Böylece bazı anlarda direkt okuyucuya bakarak anılarını anlattığı kısımlar sohbet havası katarken, kariyer odaklı tavsiyelerini de vermeyi unutmuyor. Kullandığı tatlı pembe, turuncu ve mavi tonlarıyla çizimlerine rüya gibi, büyülü bir hava katmış Nourigat. Çizimlerde kayboldukça, şehrin trafiğinde sıkışıp kalmış Natalie’nin yan koltuğunda oturuyormuşsunuz ve Los Angeles’ın, animasyon ve çizim işlerinin artılarını veya eksilerini onun ağzından dinliyormuşsunuz gibi hissettiriyor.


Natalie Nourigat, otobiyografik kariyer rehberinde, ulaşmak istediğiniz hedeflerin

peşinde koşarken bazen yorulabileceğinizi, takılıp düşebileceğinizi ve pes etme noktasına

gelinebileceğini, yani bu süreçte yaşanılabilecek her türlü zorluğu dürüstlükle gösteriyor. Evet, Nourigat’a göre, Los Angeles huzur veren gün batımları ve hangi ay olursa olsun çiçek açan ağaçlarıyla farklı deneyimler kazanabileceğiniz birçok fırsat sunuyor fakat bu pozitif yönlerinin yanı sıra taşınmadan önce akılda tutulması gereken bazı dezavantajlara da şahit olunabileceğini belirtmeden geçmiyor. Bunlardan bazıları sabah uyandığınızda şehir merkezinde bıraktığınız arabanızın parçalanabilme ihtimali, insanlar arasındaki gelir farkının çok açık olması veya en basitinden sokakta yürümeye bile hasret kalınabileceği gerçeği. Natalie’nin paylaştığı en çarpıcı anlardan biri de, mecazi olarak kendisini çölün ortasında yapayalnız resmettiği sahne.


Şehrin zorluklarının yanı sıra en büyük sıkıntılardan bir tanesi de aileden ve arkadaşlardan uzak kalmak tabii. Los Angeles kalabalık olsa da cuma akşamı bile kimse davet ettiğinizde gelmeyebilir veya vakit geçirmek için bir yere çağırmayabilir çünkü insanlar işten çıktıktan sonra direkt eve gitmeyi tercih edebiliyor diyerek, yalnızlığın da büyük bir şehre taşınmanın sonuçlardan biri olabileceğini belirtmeden geçmiyor.


Çizgi romanın son kısmında farklı sekiz insana mikrofon tutup onların kariyerlerine nasıl

başladıklarını, neler yaptıklarına ve yapmak istediklerine yer verdiği kısım kendi hikayesi kadar

önemli. Her insanın aynı yollardan geçmediğini, geçemeyeceğini de farklı tecrübelerle göstermiş böylece. Hatta bu kısım röportaj niteliğinde olan soru cevap bölümünde sorulan bir sorunun cevabı niteliğinde. Soruda merak edilenin aksine, animasyon veya çizim dünyası sadece beyaz erkeklerin oluşturduğu bir kulüp değil, cinsel kimliğiniz veya renginiz fark etmeksizin, istediklerinizi başarabileceğiniz bir alan. Hikaye içinde hikaye tekniğiyle onun gibi birçok insanın olduğunu, herkesin yaşayacağı zorlukların ve bunların üstesinden gelme şeklinin farklı olduğunu ve bu yolda diğerlerinden farklı olmanın korku verici bir şey olmadığının da altını çiziyor.


Çizgi romanın sonunda, yoldaki zorluklara ve can sıkıntılarına rağmen Vasquez dağlarına

çıkmayı başardığında, manzaranın güzelliği karşısında ağzı açık kalıyor. Tıpkı bu dağ yolculuğu gibi Los Angeles’ın, bu kariyeri seçmenin ve tabii ki, her ikisinde de mutlu olmanın her zaman inişli çıkışlı, bolca sabır ve fedakarlık gerektiren bir süreç olduğunu ama alıştıktan sonra, ki bu çok uzun veya çok kısa bir süre olabilir, başarmak istenilen şeylerin tek tek başarılabileceğini kendi tecrübeleriyle ve eserin sonundaki insanların hikayeleriyle etkileyici bir şekilde resmetmiş.


Natalie Nourigat'ın 'I Moved to Los Angeles to Work in Animation'ı kariyerinde geldiği noktaya kadar yaşadığı şeyleri toz pembe bir anlatı yerine, kötü gidebilecek ve duvara

çarpmaya sebep olacak birçok etkeni ve azmin, çok çalışmanın ve sabrın önemini de

gösterdiği için hem ilham verici bir başarı hikayesi, hem de animasyon dünyasında kariyer

düşünen insanlara muhteşem bir rehber niteliğinde.