İnceleme: Doomsday Clock #10

Geoff Johns, Doomsday Clock #10 ile birlikte New 52 döneminde ortaya atılan ipuçlarını, bu eserin habercisi Rebirth dönemini başlatan ve aynı zamanda DC Comics tarihini yeni bir bakış açısıyla hatırlatan 'DC Universe: Rebirth' sayısında ortaya atılan parçaları büyük oranda birleştiriyor.



Manhattan'ın Misyonu: Restorasyon


Johns, her ne kadar hikayenin merkezini oluştursa da ilk sayıdan itibaren geri planda bıraktığı ve daha önce olduğu gibi yaşananların sayfalara yansıtılan kısımlarına dolaylı olarak dokunduğunu hissettirdiği Manhattan'ı ilk kez bu kadar yoğun kullanıyor ve DC Comics'in ikonik külliyatında yolculuğa çıkarıyor.


Manhattan'ın bulunduğu evreni terk etme gerekçeleri, Superman'in DC Comics'i aşan 'umut' sıfatlı kimliği ile bir ikilik olarak ele alınarak, Manhattan kopuk bir araçsallaştırmadan ziyade evreni restore etme niteliği biçilen bir motivasyona konumlandırılıyor. Tabii bu, Doomsday Clock'un örnek aldığı Watchmen'in benzer anlatım karakterini inşa etmeye çalışan bir eser olarak, bu noktaya kadar söylem ve bütünlük eksikliği çekerek geldiği, okuyucu sayfaları çevirirken çekidüzen verilen, özenle seçilen zaman dilimlerinde ve dramatik ton barındıran anlarda etkili noktalar görse dahi Manhattan'ın -bu sayı özelinde- bir özne olarak değer kazanmadığı gerçeğini değiştirmiyor. Önümüzdeki iki sayı, Manhattan'ı ve eserin çerçevesini oluşturacak söylemleri tanımlamak açısından önemli. Ek olarak, seçilen dönüm noktaları Çoklu-Evren ve Prime Earth'e dair günümüze kadar gelen kafa karışıklıklarını giderme ve düzene sokma konusunda -tartışılacak tercihlere sahip olsa da- temiz bir anlatıma sahip.


Sıradan karakterleri özgün kalıplara büründürme yeteneği olan bir yazar Geoff Johns. Yine Watchmen'den esinlendiği paralel hikaye anlatıcılığını, Noir sinemanın alametifarikalarından yararlanarak ve Gary Frank ile Brad Anderson'ın kalemine emanet ederek başarılı bir öykü sunuyor.


''Her eylemin hazları ve bedeli vardır.'' - Socrates

CADDE NOTU: 7.5 / 10