Güvensizlik Çağında Superman: İyiliğin Kalıcılığı Sorusu

Süper kahraman olgusunun üzerine inşa edildiği; iyiliğin, umudun ve aydınlığın tartışılmaz simgesi olan Superman’in hayatımıza girdiği 1938 yılına göre çok daha farklı bir algıda yaşıyoruz. Kolektif davranışlarımızın, pratiklerimizin ve endişelerimizin yeni boyutlara taşındığı Milenyum çağında, temsil ettiği değerler temelinde Superman hala bir simge olabilir mi? Soruyu daha da netleştirmek gerekirse, günümüzde saf ve sarsılmaz iyilik anlayışı var olabilir mi?


Çelik Adam’ın Dünü ve Bugünü


1938 yılında Jerry Siegel ve Joe Shuster’ın elinden çıkıp raflardaki yerini alan Superman, kahraman temasının öncüsü olmuştu. Birinci Dünya Savaşı’ndan çıkmış, Büyük Buhran’ı atlatmış ve ideolojilerin yeniden çarpışacağı İkinci Dünya Savaşı’na yaklaşan dünyada yenilmez kudretiyle sadece iyilik ve doğrunun timsali olan bu karakter, kendisini özgünleştiren normalara sadık kalarak popülerleşti. Çağının gereklerine uygun olarak uzunca bir süre Amerikan rüyasının bir temsilcisi ve sıkı bir Amerikan vatandaşı olarak karşımıza çıkan Superman, küreselleşen dünyayla beraber saf Amerikan temsiliyetinden uzaklaşıp daha evrensel kaygılara odaklanan bir bütün halini aldı.


Superman’in yazarları, onu sosyo-politik olarak güncel tutmayı başardılar ancak politik kimliği zamanın şartlarına göre değişen karakterin ahlaki kimliği hiçbir değişime uğramadı. Superman ortaya çıktığı günden bugüne kadar iyiliğin, umudun, doğrunun, erdemin ve ilerlemenin simgesi olmaya devam etti. Peki Tanrısal bir figür için dahi olsa, saf iyilik söylemi ne kadar ikna edici?

Doomsday Clock (2016)

Saflığın ve İyiliğin Sembolü


Oluşturması gerektiği örnek bakımından Superman’in temsil ettiği değerler var olduğundan beri önemini asla kaybetmedi. Dünya olarak iyilik ve saygı her zaman ihtiyaç duyduğumuz, romantizm olarak yaftalanamayacak kadar önemli bir gerçek. Bununla beraber kabul etmemiz gereken bir diğer gerçek ise, Superman’in yaratıldığı dönemdeki sosyo-kültürel koşullarla bu dönemin reflekslerinin bir hayli farklılık gösterdiği.

Savaşlar, ekonomik krizler ve kapitalizmin gölgesinde bocalayan toplumların sahiplendiği Superman, sınırları olmayan gücüne rağmen, uzaylı bir mülteci olarak insani değerleri temsil eden, umudun simgesi haline geldi. Düzeni kolayca sağlayabilecek kudretteyken insanlara demokratik ortamı -özgür iradeye saygı duyarak- oluşturmayı tercih ediyor. Yeri geldiğinde sendeliyor, düşüyor ama hiçbir zaman doğru bildiğinden vazgeçmiyor.


Peki neredeyse 100 yıla dayanan bu erdemlilik savaşı, Hakikat-Sonrası dönemde, hala inandırıcı mı? Dünya artan problemlere karşı ortak mücadeleyi mi yoksa otoriter çözümleri mi tercih ediyor? Yönlendirilen toplumların tercihi oldukça açık. Bu arzunun yansımalarını günlük hayatın yanı sıra çizgi romanlar, filmler ve oyunlarda gözlemleyebiliyoruz.

Yorgun ve bunalmış toplumlar, çeşitli motivasyonların etkisinde, sonuçlarına bakmaksızın kendine ait gücün baskınlığından yana. Dünyanın dört bir yanında yükselen benzer siyasi söylemleri de buna bir kanıt olarak öne sürmek mümkün. İşte tüm bunlar göze alındığında, Superman özelinde can alıcı bir soru meydana geliyor: Superman de bu yeni düzene ayak uyduracak mı?


Superman’in geleceğinde en çok dikkat edilmesi gereken soru artık bu olacaktır. Esas ‘inanması güç’ özelliğinin uçuyor oluşundan ayrılıp doğrudan ve iyilikten sapmamasına dönüşümünü izlediğimiz Clark Kent, yeni çağa karşı durmak pahasına yine kendinden ödün vermeyerek yola devam mı edecek, yoksa yeni maceralarında sınırsız kudretini kullanmaktan daha az imtina eder bir hale mi gelecek?