Filistin ve Ötesinde Ezilenlere Ses Veren Karikatürist: Joe Sacco | Çeviri

Bu yazı, Jacobin yazarı Andrew Kersley'in kaleme aldığı makalenin çevirisidir.



Joe Sacco’nun ikonik grafik romanı Filistin (Palestine) bu sene yirmi beş yaşına giriyor. İşgal
altındaki hayatın tasviri, güçlünün unutmayı tercih edeceği, ezilmişlerin hikayesini
anlatmak olan hayatının işiyle uyum içerisinde...

“Arasında yaşadığı insanlar” diyor Edward Said, “umutsuzca gezindikleri uçlara sürgün edilen, tarihin kaybedenleridir... Bir ya da iki romancı ve şair dışında, bu korkunç durumu hiç kimse bu kadar iyi gösteremedi.”

Yirmi beş sene önce çıkan, işgal edilmiş topraklardaki hayatları tasvir eden Sacco’nun çizgi
romanı çığır açan bir çalışmaydı. Filistin’de yaşayan gerçek insanları manşetlerin ve siyasi
tartışmaların arkasından belgelemek çok nadir görülen bir şeydi, ki hala öyle. Batı Şeria’da ve Gazze’deki hayatın tüm o dağınık, kusurlu gerçekliği içinde, bir “gündem” veya önerilen
çözümler olmadan bir resmini çizdi.

Başıboş mermilerle vurulan Arap çocukların hastaneleri doldurma görüntüleri aklınızda kalıyor. Uzilerle silahlanmış El Halil’de devriye gezen gençler. İsrailli askerler tarafından ailenin tek gelir kaynağı olan zeytinliği yerle bir etmesi için zorlandıktan sonra ağlayan bir dede. Orada yaşayan aileler tarafından kanıtlanmamış suçların intikamı için yıkılan evler. Uzun yıllar
geçmesine rağmen bu hikayelerin bugünle hala rahatsız edici bir ilgisi var: geçen yıl
Filistinlilerin evlerinin yıkılmasında dört yılın en yüksek seviyesi görülürken, daha geçen ay
İsrail güçleri üç bin Filistin zeytin ağacını söktü.

Filistin eserinde Sacco, 1917 bildirisi olan İngiliz hükümetinin Yahudi halkı için “ulusal bir yuva” desteği olan Balfour Deklarasyonu’nun tarihiyle, Nakba’yı ve bu olayların Filistinliler için neleri temsil ettiğinin gerçekliğini iç içe geçiriyor. Yarım asır sonra geri dönen Filistinli yaşlı bir
mültecinin eski köyünün yıkıldığını görmesini konu alan hikayeler anlatıyor.

Eski İsrail başbakanı Golda Meir’in bir keresinde söylediği gibi, birçoğunun Filistinli insanların
“var olmadığını” düşündüğü zamanlarda, Sacco’nun işgal altındaki bölgeleri göstermesi bu fikrin yankılanan bir reddidir. Filistinliler vardı, varlar ve işgalin sonu gelmeyen belirsizliği içerisinde, yaşamları, işleri ve aileleriyle gerçek insanlar olarak var olmaya devam edecekler.

Malta’da doğduktan sonra, ABD bölgesel haber servislerinde çalışan ve çizimlerini Malta’nın
turizm kurulu komisyonlarında üreten bir gazeteci olan Joe Sacco, Avusturalya ve
Amerika’da büyüdü. 1980'lerin sonlarında seyahate çıktı ve sonunda kendisini Filistin’in patlak verdiği bir zamanda Orta Doğu’da buldu. İlk İntifadan bu yana, Bosna çatışması (Safe Area Gorazde ve The Fixer), Amerika’daki yoksulluk (Days of Destruction, Days of Revolt) ve yerli Kanadalıların deneyimleri (Paying the Land) üzerine yazılar yazdı.

Bu öykülerde, 1970'lerin gonzo gazetecileri gibi, Sacco, yazarın hikayesinin bağımsız olabileceği varsayımını reddeder, yazardan bir şeylerin kağıda dökülmeden de eser inşa edilebilir. Sacco’nun Filistin’i onun hikayedeki rolünü biliyor. İsrail protestolarının kalabalığında kaybolmuş gözlüklü yüzünün karikatürize edilmiş tasvirinden, etrafındaki her şeye dair gayri resmi yorumlarına ve kusurlu davranışlarına durmak bilmeyen eleştirisine kadar, Sacco’nun kendi çalışmalarındaki rolünü gözden kaçırmak imkansız. Filistin gibi eserlerde okuyucu Sacco’yu “tarihin kaybedenleri”yle karşılaşmasında, onların hikayelerini görev bilinciyle anlatmasında ve içinde sıkışıp kaldıkları sefaleti içtenlikle açıklamasında takip ediyor.

Goya ve Bruegel’in tablolarından ve Joseph Heller’ın Catch-32 stilinden esinlenen Sacco’nun
çizimleri, neredeyse aşırı gerçekçi bir stile bürünüyor. Manzaralar günlük hayatın bitmek
tükenmek bilmeyen her ayrıntısını yakalarken, karakterlerin abartılmış ifadeleri de onların kim
olduğunu gösteriyor. Sacco, karakterlerini karikatürize olarak değil, gerçek insanlar olarak,
diğerlerinden ayrılan çizgi roman stiliyle, samimi tanımlamaları birleştiriyor.

İlginç bir şekilde, Sacco’nun son kitabı Paying the Land, farklı bir hal alıyor. Yıllardır yerli
Kanada/Dene halkının hikayesi olarak, kapsamı geniş çaplı, fakirlikten, alkolizmden ve
uyuşturucu kullanımından, Kanada’nın uçsuz bucaksız manzarasını yaralayan metalik petrol ve
gaz borularına kadar her şeyi kapsıyor.

En ilgi çekici bölümlerden birinde, 150.000 yerli çocuğun kültürlerinin ve kimliklerinin kasıtlı
olarak silindiği, sözlü, fiziksel ve cinsel istismarın yaygın olduğu yatılı devlet okullarında zorla
eğitildiğini inceliyor. Altı bin kadar çocuk, 1990'lara kadar açık kalan ve 2015 raporunda “kültürel soykırımın”ın devlet onaylı araçları olarak suçlanan okullarda öldü. Bu kurumlarda yaşamış çocukların kalıcı travmalarıyla, Sacco, Dene halkının bugüne kadar yaşadıkları acıyı ve yoksulluğu şekillendiren üzücü ve rahatsız edici tarihine bir bakış sunuyor.

Sacco’nun bir diğer gücü de siyasi çözümlerin ve yapıların olmaması. Eseri askerlere, siyasetçilere ve belgelediği acılarla asla yüzleşmeyen uzaktaki figürlere karşı yerleşik bir
kinizm içeriyor. Bu eleştirilerin bir kısmı diğer gazeteciler de içeriyor; Sacco, Filistin ve
Bosna gibi yerlerde aylar geçirdiği için, ertesi gün kaybolmadan önce, haber için
tahribatı göz alıcı bir arka plan olarak kullanan Batılı gazetecilerin kısa süreli ziyaretlerine tanık
oldu. Said’in dediği gibi: Joe, Filistinlilerin sürdürmeye mahkum olduğu hayatı yaşamak için
değilse bile olabildiğince vakit geçirmek için, sadece Filistin'de olmak için oradaydı.

Sacco’nun çalışmalarıyla ilgili bu kadar harika olan şeyin özünü de bu belirliyor. Onun çalışması sadece bir röportaj ya da ilgi alanlarını araştırmak değil, gerçek insanları anlatmak, Bosna yapımı sigaralarda veya Levi’s pantolonlarında kültürel kimliklerini bulan Bosna savaşından kurtulanlarla, bol miktarda şekerli çay üzerine hikayeler paylaşan yarı geçici mülteci kamplarındaki Filistinlilerle ya da toprakları petrol ve gaz şirketlerine verilirken, “bir zamanlar onları demirleyen kültürden kopuk” Dene insanlarıyla olmak.

Sacco’nun bağlılığı, en az etkisi olan fakat en çok acı çekenlerin, 90’ların ve 2000’lerin büyük
çatışmalarının, ayaklanmaların ve liberal müdahalelerinin ortasında olan insanlar için. O, Said’in adlandırdığı gibi, “tarihin kaybedenlerine” birer yüz ve ses verdi ve hayatlarının, hikayelerinin, günlük yaşamın her zaman ön planda olmasını sağladı. Filistin’in ilk tam olarak
yayınlanmasından çeyrek asır sonra Sacco, insanlara, çatışmanın özündeki bedeli unutmayı
reddetmeleri için yalvarıyor.

Andrew Kersley